Pazartesi, Mayıs 10, 2010

Bu anı bekledim


Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

Marienplatz'da şampiyonluk kutlaması. 100 bin taraftar meydanı doldurmuş! Luis van Gaal şampiyonluk konuşmasına başlayacak, ki sezon başında ben dahil kimse bu kadarını yapacağını tahmin bile edemiyordu. İşte o konuşmadan bir bölüm:

LvG: Ligin en iyi fırtınası kim?

Taraftar: Baaaaayern!

Lvg: Ligin en iyi savunmacısı kim?

Taraftar: Baaaaaayern!

LvG: Ve bu yüzden Almanya şampiyonu olduk. Almanya'nın en iyisi biziz. Ve belki yakında Avrupa'nın da!..

Avrupa'da "100 gol" modası varken gol atmak kadar yememenin de önemine vurgu yapan güzel bir an...

Türkiye'den de Fenerbahçe anlamlı bir ses verdi, son dokuz hafta!

Perşembe, Kasım 19, 2009

Dikkat!

Enke'den ve Türkiye'deki seviyesizliklerden sonra yazmak gelmedi içimden. Sanırım Türkiye'de sporu gerçekten seven kişiler de benim gibi düşünüyordur. Yöneticisinden taraftarına herkesin ikiyüzlülüğü bir an önce bırakmasını dilemekten başka bir şey yok sanırım artık. Bunun üzerine ilk yazı da bir uyarı niteliğinde olsun. Beşiktaş vs. Fenerbahçe maçının Fenerbahçeliler için biletleri bugün satışa çıktı! Basket maçında Galatasaraylıları tahrik eden veya tahrik olmaya yer aranan Galatasaraylıların sardığı kadın da diyebilirsiniz, bu bilet kuyruğundaydı. Dikkat! Ayşe Demet K. İnönü'ye geliyor!

Cumartesi, Kasım 14, 2009

sonsuzluğa uğurlarken

Kitapları (ki iyi bir tiyatro oyunu yazarıdır) dilimize de çevrilen Çek yazar Vaclav Havel’in dizeleriyle veda etti eşi Teresa ona. Alman gazetelerinde onlarca ölüm ilanı vardı. Kulübü, taraftarlar, dostları, rakipleri ve eşi... Eşi Teresa, ölüm ilanında Havel dizelerinin altına eşin ve küçük meleğin diyerek bitirdi. Neden Havel? Havel, eserlerinde çağdaş dünyada insanın yabancılaşmasını, kopukluğunu ve iletişimsizliğini eleştirir. Bildirim’de (orjinal adı, Vyrozumeny) insanın kendi yarattığı bir dünyada tutsak düşüşünü anlatır!

"Siz tüm aydınlar! Soylular ve efendiler! Bol bol nutuk atarsınız ama tehlikeye düşmeksizin, dokunulmazlığınız vardır sizin. Nasıl olursa olsun, sizinle ilgilenirler. İşin içinden sıyrılırsınız hep. Sizler, sepetin üstündekilersiniz. Dipte olsanız bile. Bu arada sıradan insan, basit adam tanrının günü bok temizlemek için kıçını yırtar, onu dinleyen kim? Bütün dünya üstüne pisler, iter-kakar, coplar, ağzına sıçar! Hayat mı ulan bu? Yolun tam sonuna gelmişken ilke sahibi değil diye onu eleştiren bir soylu ile karşılaşır!"
- Vaclav Havel'in “Audince, Vernisaz, Protest” kitabından

umut, inanmak değildir,
bir şey iyi başladığında,
ancak kesin
düşündüğü bir şey varsa,
zararı yoktur nasıl sona erdiğinin.

Elbette, Teresa'nın Havel dizelerini çok daha doğru çevirecek birileri vardır, doğrusunu yazarsa ne ala!

Alacaksan bunları al bari

Bugün gazetelerde Luis Saha transferi için Beşiktaş yönetiminin ısrarcı olduğunu görünce yazmaya karar verdim.
Galatasaray Nonda'nın yerine sezon başında iki futbolcu ile ilgilenmişti. Ancak her ikisi içi istenen rakamlar çok fazla gelince vazgeçildi. Standart Liege'li Mbokani ve Nice'li Remy. Galatasaray'ın bu konudaki sevdası geçmiş değil. Ancak bu futbolcuları takip eden Avrupa takımı da sadece onlar değil. Her ikisi de takımlarında bu sene çok iyi bir sezon geçiriyor. İkisinin de ortak özelliği hızlı olmaları. Atletikler. Remy'nin avantajı sağ açıkta da oynayabiliyor olması. Şimdi Beşiktaş başkanı durumu kurtarmak için transfer yapacak. Yapsın yapmasına ama kariyeri inişte olan değil, çıkışta oyuncuları hedeflesin ki kulübe verdikleri zarar büyümesin. Fakat böyle davranacaklarını sanmam! Onlar vizyon kelimesini duyan masum köylü gibi davranıyorlar daha çok.

Respect

Üzülürdük. Sizi bilmem ama biz bir zamanlar rakip futbolcu sakatlandığında üzülürdük. “Metin Tekin beyin sarsıntısı geçirdi” dediğinde radyoda, önce ne demek istediklerini anlamamıştım. Sonra babam “galiba artık onun futbol hayatı bitti” dediğinde ise dünyam kararmıştı. Beşiktaşlı değildim. Yine de üzülmüştüm. Turan Sofuoğlu, ki Fenerbahçe’de ‘Rambo’ lakabıyla anılacaktı sonrasında, Kocaelispor’da oynarken çakmıştı kafayı Metin Tekin’e. Metin ki rakibi krampon gösterince korkan, futbol sanatçısıydı! Türk futbolunda 11 numara hiç kimseye onunki kadar yakışmamıştı. Şimdilerde 11 numaralara bakınca ne hale düşürdüler bile diyebilirim. Neyse konumuz o değil, Turan kafayı çakmış, sonra bütün geceyi Metin Tekin’in başında geçirmişti. Babamla ben de Fenerbahçeliydik, ama ikimiz de ahlar vahlar arasında geçirdik o günü!
Şimdi elinizi vicdanınıza koyup söyleyin. Arda Turan bugün sakatlansa kaç Fenerbahçeli gnülden “ah!” der. İyi olmuş, zaten havaya girip bize de diklenmeye başlamıştı der geçeriz. Ben de dâhilim buna. Yıllar bizi oradan buraya getirdi. Kendimize bunu itiraf etmezsek eğer işleri de düzeltemeyiz. Takım tutar, renklere aşık olurduk ama sahiden de futbolu severdik. "Rakibimize saygı duyuyoruz" cümlesini ne kurmuş ne de işitmiştik ama samimi bir şekilde rakibi de severdik. Bu kendi takımımıza olan sevgiyi azaltmaz aksine yüceltirdi.
Ne vakit kaybettik duygumuzu. Tribünleri yarı yarıyadan kafes büyüklüğüne indirip birbirimize eziyet etmeye başladığımız gün olabilir mi?

Perşembe, Kasım 12, 2009

Enke'nin forması emekli oldu

Hannover 96 yönetimi Enke'nin ölümünün ardından karar aldı. 1 numaralı kaleci formasını bir daha hiçbir futbolcuya vermeyecek. 1 numara, Enke ile birlikte emekliye ayrıldı! Bu kararın verilmesinde taraftar etkili oldu. Hannover taraftarı iki gündür forumlarda, formanın emekli edilmesini ve böylece Enke'ye saygılarını gösterebileceklerini söylüyordu.

Bryan Robson'ın zor görevi

Bryan Robson Tayland'ın antrenörü biliyorsunuz. 8 Kasım'da Tayland'ın Suriye ile hazırlık maçı vardı. Tayland'ı 2014 Dünya Kupası'na kadar çalıştıracak ve tüm hayali Tayland'ı Brezilya'da yapılacak turnuvaya götürmek. Çıktığı bu ilk maçta Tayland sahadan 1:1 berabere ayrıldı.
Bryan Robson İngiliz milli takımıyla Brezilya ile Dünya kupalarında hiç karşı karşıya gelmedi. Brezilya'da Tayland ile olup Brezilya ile eşleşirse, mükemmel bir ilk karşılaşma olabilir!

Dünya rekoru

Fotoğraftaki kişi Ahmet Bahçetepe. Guardian bugünkü fotoğraf bölümünde kullandı. Datça'da çekilmiş, Ahmet Bahçetepe, tam konsantrasyonla dünya rekoru kırmaya çalışıyor! Başrmış da. Bir dakikada 1,077 blok kırmış kendileri. Tebrikler. Ahmet Gökçek Ankara'da pot kırma rekorunu kırarken daha faydalı işler yapanlar da varmış...

Çarşamba, Kasım 11, 2009

Hıncal medyası çözülüyor


Objektif gibi görünmek. Türk futbol basınının bugün en büyük sorununun bu olduğuna inanan biriyim. Bir sürü abuk sabuk yorum ve samimiyetsizlik de bu nedenle ortaya çıkıyor zaten. Böyle düşünürdüm de bunu ispatlayamazdım. Bugüne kadar… İspatı yazının içinde 100 metre sonra ileride sağda!

Önce neden böyle düşündüğümü açıklayayım. Ben bütün kötülüklerin anası Hıncal Uluç diyenlerdenim. Bugün medyayı saran yeni nesil gazeteciler, Uluç'un eski nesil gazetecilerin genlerinin şifresiyle oynamasıyla oluşmuş mutantlarlardır. Ancak böyle kodlayarak anlayabilirsiniz değişimi.

Biraz daha açalım. Hıncal Uluç; zeki, görece bilgili, entelektüel ve en önemlisi polemikçi. inancım odur ki, bu ülkede Ankaraspor’un eski onursal başkanı Melih Gökçek ile başa çıkabilecek tek adamdır Uluç. O kadar gerçek üstücü bir polemik sanatçısı! Bunu aklınızda tutun. Bir de eski ekol yorumcular vardır. Etkileri 2000'lerle birlikte azalmaya başladı. Bunlar genellikle futbolculuktan yorumculuğa yatay geçiş yapan; Ziya Şengül, Ogün Altıparmak, Can Bartu, Halit Deringör, Turgay Şeren, Coşkun Özarı… Onların dünya futbol bilgileri kısıtlıydı. Ama samimiydiler. Hepsi de taraftardı. Taraftı. Bilirdik. Zamanı geldiğinde, çocuğu eve güzel karne getirmiş baba sevecenliğinde takımlarını överler, bazen de çocuğunun kötülüğünü istemeyen ama konuşarak da halledemediği için tokatı yapıştıran baba gibi davranırlardı takımlarına karşı. İçten pazarlıklı değillerdi. Hisleri neyse yüzlerine yansıyan da oydu.

Şikayetçiydik onlardan. Ben de şikayetçiydim. Bloglar’ın atası sayılabilecek mailing-listlerde çok yazmışlığım vardır bu konuyu. Onları yeren yazılar yazdım. Yazdık! Hep beraber, değişsin istedik yeniisimler gelsin, farklı ve daha dünyalı işler yapsın diye... Bir de onların yanında futbol oynamamış, çoğu alaylı yazarlar da vardı. Polemikçi adamlar. Onlar da sığ kalırdı. İsim vermeyelim. Bu yazıyı okuyan herkes bir iki tanesini bir çırpıda hatırlar! Onları da beğenmezdik. Şimdi düşünüyorum da galiba asıl onları sevmezdik. Medya gençleşsin dedik. Taraf olmalarına bağlamıştık tüm kusurlarını. Tarafsız olsun dedik. Ama kaypak olsun da istememiştik.

İşte bu iki kuşağın arasından filizlenen yeni nesil çıktı. Şapka takanı, uzun kısa saçlısı, kafaya rakama takanı, tu kaka dediği adamla yemek yedikten sonra en büyük destekçisi olanı, edebiyattan futbola kayanı... Ortak özellikleri farklılardı önceleri. Edebiyattan geçenlerin pek çoğu Ankaralıydı (tıpkı Hıncal Uluç gibi). Onlar en güzel yazanlarıydı. Objektifiz diyorlardı, ama Bizans’a özellikle de Fenerbahçe’ye karşı yazıyorlardı. Güzeldi. Tanıl Bora hala güzel. Ancak sonra gördüm ki bu adamlar samimi değil. Hepsinin hesabı ünlü olmakmış meğer. Ünlü olunca futbolculuktan gelen o eski ağabeylerden de kötü kullanmaya başladılar kalemlerini, bir de dillerini. Hani şimdi burada yine isim vermeyelim. Yazdıklarımdan gözünüzün önüne gelen de vardır, keza zorlasanız en az üç tane siz de sayarsınız. Fakat onları tanımanın en güzel yolu şudur, bugün İslam Çupi fotoğrafını Atatürk posteri gibi yazıhanesinin arkasına asıp yazı yazan adamlar olarak hemen deşifre edersiniz onları. Onlara göre İslam Çupi yaşasaydı, onları okur, onlar gibi yazardı. Hadi oradan, basardı küfrü suratınıza haberiniz yok!

Futboldan gelmesine rağmen Selçuk Yula ve Tanju Çolak gibileri ise değerlendirme dışı tutuyorum. Onlar asla ve tarafsız olmadılar. Yazıları da abartılı taraftarlıklarıda kötüydü.

Hıncal Uluç işte bizim o eski kuşaktan nefretimizi iyikullandı. "Fenerli Medya" uydurmacasıyla medyayı Fenerbahçe'ye düşman etti önce. Tüm derdi buydu zaten. Yeni nesil filizlenirken onlara el verdiği oldu, sonra kendi dediklerinin dışına çıkanlarla bozuştuğu da... Fakat onları hep besledi. Onun yanında olup el alanlar Fenerbahçeliyse Fenerbahçeliliklerini bastırdılar önce. Çünkü ancak böyle tarafsız gazeteci olabilirdi. Galatasaraylılar ise göğüslerini gere gere açıkladılar taraftarlıklarını, sakınca yoktu. Çünkü Hıncal Krallığı'nda Galatasaraylı olmak demek doğuştan tarafsız anlamına geliyordu. Sonuçta bugünkü genç muhabirler ve yazarlar çıktı işte ortaya. Küçük Hıncal gibi ortada dolaşan ve genleri ile oynandığından daha korkutucu hale gelmiş küçük Hıncallar. Zekiler, dillerini ve kalemlerini de böylece tehlikeli kullanabiliyorlar ve kamu oyu denen bizleri hipnotize ederken basını da baskı altına alıyorlar. Onlar gibi düşünmeyenler çağ dışı, taraflı ve Türkiye'nin ilerlemesine engel olanlar. Onlar gibi düşünenler çağdaş, tarafsız ve yenilikçiler.

İşte ben "objektifmiş gibi görünen" bu küçük Hıncalları gördükçe o Ogün Altıparmakların daha zararsız olduğunu söyler oldum. Futbol basının da en büyük sorununun bu olduğunu. İspat et deseler edemezdim. Fakat Hıncal'ın bugünkü yazısı bize bunu ispat ediyor. Ercan Saatçi'nin küfrü ile başlayan bu tayfanın yapılanması çözülüyor.

Gökmen Özdemir küçük Hıncal'dır. Vatan muhabiridir. Yeni yetme yazardır. Galatasaraylıdır. Bu nedenle Hıncal cemaatine göre doğuştan tarafsızdır (!) Gazeteci olmasına rağmen hala Ali Sami Yen kapalısından kombine alıp (kibu kombineyi kendi cebinden almaz söylendiği gibi) maçları oradan izleyip küfür eden bir arkadaşımızdır. Fakat o tarafsızdır. Ne de olsa Galatasarylıdır.

Şimdi Ercan Saatçi arkadaşları arasında küfredecek, adi taraflı adamın teki olacak. Gökmen Özdemir tribüne gidipküfredecek sonra çıkıp maç yazısını yazacak, saygın ve tarafsız olacak. Hadi oradan! Alaaddin Metin kulüp içinden haber yaptığı için Aziz Yıldırım'ın adamı olacak, Hıncal Uluç Adnan Polat'ı arayıp akıl verdiği için futbol duayeni. Hıncal Uluç'un yazısını aşağıya alıntı yapıyorum. Benim bildiğim gazeteci haber kaynağından haber alır, onu uyarmaz ve rakiplerine karşı pozisyon almasını beklemez. Hıncal Uluç'un "Galatasaralı gazeteci" vurgusuna dikkat edin. "Haldun Üstünel'in o tribünlerin lideri olduğunu herkes biliyor" sözüne de dikkat edin ve sonra şu soruyu sorun "bunu sen de bildiğine göre, su savaşının yaşandığı derbiden sonra niye organizasyonu yapanı açıklamadın".

Hıncal'ın dizayn ettiği Galatasaray medyası çözülüyor. Ercan Saatçi'yigünahım kadar sevmem ama bunların ipini bilmeden de olsa pazara çıkardığı için teşekkür ederim.

İşte Hıncal'ın bugünkü yazısı:

"...Haldun adına utandım. Haldun bir palavra sıktı, 'Ercan Saatçi beni tehdit etti' diye. Ercan, "Kanıtlamazsa mahkemeye vereceğim" dedi. Bunun üzerine Gökmen'i sattı. 40 yıllık arkadaşı, Türkiye'nin en namuslu gazetecilerinden bir tanesi. Galatasaraylı gazeteci üstelik. Gökmen ile özel bir mesajlaşmayı gazetelere dağıttı!.. Ayıp ya!.. Aynı mesajı Haldun'a ben de atabilirdim!.. Haldun'a 'Sen tribün lideriydin, her gün ana avrat, sövüyordunuz Fenerbahçe'ye! Hâlâ sövüyorsunuz. Galatasaray, Sivas'a gol attığında, tribünler ne diye sevindi; 'gol' diye mi yoksa 'Fener'e sinkaf' diye mi? Sen o tribünlerin çocuğu değil misin? Onların elinde de senin bu görüntülerin varsa ne yapacaksın?' diye sormaz mıyım!.. Sorsaymışım demek ki beni ihbar edecekti bu defa!.. 'Hıncal Uluç beni tehdit etti' diye... Böyle bir şey olur mu? Ercan'a attığı çamur geri tepince, kendini kurtarmak için arkadaşını sattı!.. Bundan sonra ben Haldun ile ne telefon görüşmesi yaparım, ne de mesaj atarım!.. Yarın çünkü 'Hıncal abi de tehdit etti' der. Allah korumuş!.. Ben Haldun'u arayacakken son anda vazgeçtim Adnan Polat'ı aradım. Geçen hafta seninle konuştuklarımızı söyledim. "Olayı büyütmeyin. Bunları tepelemek isteyen Aziz Yıldırım. Fenerbahçe Divan Kurulu'nda çıktı, Hürriyet'in spor manşetlerini birer birer şikayet etti. Aleyhimize döndü' diye. Bu şikayet ettiği dönemde Ercan Saatçi göreve gelmiş, Aziz'in çok iyi anlaştığı Esat Yılmaer görevden alınmıştı. Aziz Yıldırım divanda bu şikayeti yaptı, ertesi gün bu üç yıllık görüntüler internete düştü!.. Eee o zaman!.. Bu nedir, anlayamıyor musunuz!.." dedim Adnan'a... Bu görüşmeyi ben Adnan ile değil Haldun ile yapmış olsam, Haldun benim için de basın toplantısı yapacak ya da faks gönderecek gazetelere!.. 'Hıncal da beni tehdit etti' diye!.. Vay anasını sayın seyirciler!.. Haldun Üstünel'in Gökmen Özdemir'e çok önemli bir özür borcu var. Çünkü Gökmen Özdemir maçı basın tribününden değil, parayla satın aldığı biletiyle tribünden seyrediyor. Haldun hedef gösterdi Gökmen'i şimdi. O tribünde Gökmen'in başına bir şey gelirse bunun sorumlusu kim olacak? Bu sorunun cevabını Haldun bana versin. Gökmen'in kılına bir şey olursa şu andan itibaren bunun sorumlusu Haldun Üstünel'dir. Çünkü Haldun Üstünel'in o tribünlerin lideri olduğunu herkes biliyor. Onun için yanlış yaptığını itiraf etmeli, Gökmen'i temize çıkarmalı. Yoksa yarın bunun hesabını mahkemede değilse bile vicdanında çok ağır öder Haldun!."

Pazar, Kasım 08, 2009

Stamford Bridge'de çökertme

Owen Chelsea - Manchester United maçı öncesi bize yabancı olmayan figürleri sergiliyor!
Blog Widget by LinkWithin